95. gündür direnişte olan UPS işçileri, sloganlar ve pankartlarla fabrika önünde eylemdeydi. UPS İzmir yönetimi içerdeki işçilerle direnişteki işçilerin bağlantısını demir levhalarla engellemeye çalıştı. Eyleme Karabasanİzmir de katılarak UPS işçilerine destek verdi.
Taraf Gazetesi’ne açtığı tazminat davası öncesinde gazetenin merkez binası olan Alkım Kitabevi önünde basına açıklama yapan Kepenek, açmış olduğu dava ile aslında yel değirmenine karşı direndiğinin farkında olduğunu fakat “üretimden gelen hakkını kullanarak tüm patron ve sistem mağdurlarının durumunu kamuoyu ile paylaşmak istediğini” söyledi.
İstanbul’da direnişte ki işçiler kurdukları Direnişteki İşçiler Platformu’nda biraraya gelerek, kölece çalışma ve yaşamaya, taşeronlaşmaya, güvencesizliğe karşı işçi sınıfının tüm kesimlerini birleşik mücadeleye çağırıyor.
Bizler İstanbul’da süren İSKİ, Tekel, Samatya, İtfaiye, Marmaray, Sinter metal, Esenyurt belediye, Atık kağıt, Atv-Sabah direnişlerinden direnişçi işçileriz.
Herbirimiz kölece çalışmaya kölece yaşamaya hayır demek için, ücretlerini alamadığı için, işten atıldığı için, taşerona [...]
İşte TEKEL işçisine dayatılan yeni bir köleleştirme aşamasıdır. Devlet TEKEL’i özelleştirerek Tekel işçisine kırk katır ya da kırk satır diyor. Ya kamuda 4-C’de KÖLECE çalışırsın, ya da git özel sektörde sana reva gördüğümüz asgari ücretle, sigortasız, güvencesiz, KÖLECE çalış; iş bulamazsan işsiz kal.
Küreselleşen sermayenin yerelleşme arzularında ulus devletin değişen rolü, dünya siyasetinin gündeminde uzun süredir yer ediyor. Yerel seçimlerin rant kavgasından başka bir şey olmadığını gösteren bu tarz devlet uygulamarıyla t.c., kendisine dünya siyasetinde/sermayesinde yer arıyor. Küresel dünyada ulus-devletin bittiğine yönelik söylemlere cevaplar yereldeki devlet uygulamalarından geliyor. Ve bu devlet uygulamalarına yönelik direnişler de ezilenlerden…
Bugün itibariyle 48 gündür kapalı olan ve makineleri patronları tarafından kaçırılan meha işçilerini, fabrikanın tam karşısına kurdukları direniş çadırında ziyaret ettik.
Devletin hoşgörüsü nedense hep yetkililerine, patronlara ve kendi çıkarına olmuştur. Bu cinayetlerin yaşandığı işyerleri kapattırılmaz, denetlenmez, yasal olarak görmezden gelinir. Devletin siyasi rantı, patronların kar hırsı ve kapitalizmin sömürü düzeni de bunu gerektirir. Bu insanların ölmesi “ihmal” değildir. Bizzat öldürülen bu insanların tek bir katili var o da DEVLET. Davutpaşa’da katledilen insanları da devlet öldürmüştür.
Birileri fazla kazansın diye biz açlığa, sefalete, ölüme itilirken, bizleri bu duruma sürükleyenler ellerini kollarını sallayarak geziniyorlar. Bu şirketlerden biri olan Mavi Jeans, kanlı pazardaki payını her geçen gün daha da büyütüyor.
Biz bu katliamları yapanlara, ezenlere, sömürenlere insanların hayatlarıyla oynayıp sonrada “biz lazerli sisteme geçtik”deyip işin içinden sıyrılmanın bu kadar kolay olmadığını gösterebiliriz.
Avukatlar; çalışırken solunan kumun ciğerlere dolması nedeniyle meydana gelen ölümlerin tesadüf ya da kaza olmadığını söyleyerek, patronların, işçileri gerekli önlemleri almadan çalıştırdıklarından bu nedenle de gerçekleşen ölümlerin kasten adam öldürme olduğunu ifade ettiler.
Sunumun organizasyonunu sağlayan kottaslama.org, bu etkinliği sokaklarda bildiriler dağıtarak, afişlemeler yaparak ve basın aracılığıyla duyurmuştu.
Öksürük, nefes darlığı, yorgunluk ve de ölüm.. Üzerinize giydiğiniz taşlanmış kotların işçilere maliyeti bunlar…